SESSİZ BİR TEHDİT
Algı Çağında Toplumsal Çözülme ve Değer Kaybı
Günümüzde en çok şikâyet ettiğimiz konuların başında dijital mecralar ve algının yıkıcı gücü gelmektedir. Ancak mesele yalnızca sosyal medya ya da dijital platformlarla sınırlı değildir. Yıllardır izlediğimiz televizyon dizileri, sabah programları ve reyting odaklı yayın anlayışı da bu sürecin en önemli ve en etkili parçaları hâline gelmiştir. Eğlence ve şov uğruna, toplum adım adım yeniden şekillendirilmekte; değerler, ahlak ve toplumsal hassasiyetler sistemli biçimde aşındırılmaktadır.
Belki farkındayız, belki de değiliz; ancak yaşanan bu dönüşüm inkâr edilemeyecek kadar gerçek, derin ve tehlikelidir.
Toplumsal Değerlerde Aşınma
Son yıllarda artan cinayetler, aldatmalar, şiddet olayları, bozulan aile yapıları ve kaybolan toplumsal değerler asla tesadüf değildir. Özellikle televizyon dizilerinde aldatmanın sıradanlaştırılması, hatta normal ve kaçınılmaz bir davranış gibi sunulması; toplumun ahlaki algısını doğrudan etkilemektedir. Dizilerde canlandırılan karakterler, zamanla birer rol modele dönüşmekte; ekranda normalleştirilen davranışlar, sokakta vücut bulmaktadır.
Bazı sabah programlarında ise ahlaki çöküntü adeta bir “reyting malzemesi” hâline getirilmekte; özel hayatlar teşhir edilmekte, mahremiyet ve utanma duygusu bilinçli olarak yok sayılmaktadır. Bu durum, özellikle gençler ve çocuklar üzerinde ciddi bir zihinsel tahribata yol açmaktadır.
Giyimden kuşama, konuşma dilinden davranış biçimlerine kadar toplum baştan aşağıya yeniden dizayn edilmektedir. Trafikte yaşanan öfke patlamaları, kural tanımazlık, saygısızlık ve şiddet eğilimleri de bu zihinsel dönüşümün sokaklara yansıyan somut sonuçlarıdır.
Rol Modeller, Çocuklar ve Tehlikeli Yansımalar
Son dönemde çocuk yaşta işlenen suçlar ve hatta cinayet eğilimleri, bu yozlaşmış algı dünyasının en çarpıcı ve en acı sonuçlarından biridir. Şiddetin, ihanetin ve ahlaki savrulmanın sürekli olarak ekranlarda işlenmesi; çocukların ve gençlerin doğru ile yanlışı ayırt etme yetisini zayıflatmaktadır. Rol model olarak sunulan karakterlerin davranışları, zamanla gerçek hayatta taklit edilmektedir.
Bu noktada artık şunu açıkça kabul etmek gerekir:
Ekranda normalleştirilen her kötülük, sokakta karşılığını bulmaktadır.
Sorunun Kaynağı: Sadece Ceza Yeterli Değil, Ama Şarttır
Bu tablo karşısında yalnızca cezaları artırmanın tek başına çözüm olacağını düşünmek eksik bir yaklaşımdır. Elbette asıl mesele, insanın zihninde ve değer dünyasında başlayan bozulmadır. Ancak bu, cezaların önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Hiçbir suç hafif görülmemeli, hiçbir şiddet eylemi mazur gösterilmemelidir. Özellikle çocuklara, aile yapısına ve toplumsal huzura yönelik suçlarda net, ağır ve caydırıcı cezalar uygulanmalıdır. Cezasızlık algısı, suçu teşvik eder; caydırıcılık ise toplumu korur.
Uyuşturucu kullanımı (esrar, eroin vb.), aile içi şiddet, sokak suçları ve ahlaki savrulmalar yalnızca bireysel suçlar değil; sistematik bir toplumsal çözülmenin açık göstergeleridir.
Bu yönüyle mesele, terör kadar tehlikeli, hatta uzun vadede daha yıkıcı bir tehdittir. Çünkü terör dışarıdan gelir; değer kaybı ise içeriden çürütür.
Çözüm Önerileri
Bu büyük sorunun çözümü, yalnızca tek bir kurumun ya da kesimin omuzlarına bırakılamaz. Baştan aşağı topyekûn bir mücadele gerekmektedir.
1. Devlet Politikaları ve Denetim
* Televizyon dizileri ve dijital yayınlara yönelik içerik denetimleri daha etkili ve kararlı hâle getirilmelidir.
* Aldatmayı, şiddeti ve ahlaki çöküntüyü normalleştiren yayınlara karşı net bir duruş sergilenmelidir.
* Uyuşturucu ile mücadele; güvenlik, eğitim ve rehabilitasyon boyutlarıyla birlikte ele alınmalıdır.
* Suç ve şiddet içeren eylemlerde cezaların caydırıcılığı tartışmasız şekilde artırılmalıdır.
2. Eğitim ve Bilinçlendirme
* Okullarda değerler eğitimi, dijital okuryazarlık ve medya bilinci güçlendirilmelidir.
* Gençlere doğru rol modeller sunulmalı, yapıcı ve üretken içerikler teşvik edilmelidir.
* Aile yapısını koruyucu sosyal projeler yaygınlaştırılmalıdır.
3. Medya ve Yayın Sorumluluğu
* Reyting uğruna toplumu zehirleyen yayın anlayışı terk edilmelidir.
* Medya, sahip olduğu yönlendirici gücün farkında olarak toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir.
4. Toplumsal Katılım ve Bireysel Sorumluluk
* Her birey, izlediği, paylaştığı ve normalleştirdiği içeriklerin sorumluluğunu taşımalıdır.
* Aileler, çocuklarının dijital dünyayla ilişkisini bilinçli ve kararlı biçimde takip etmelidir.
* Sivil toplum kuruluşları bu alanda daha aktif rol üstlenmelidir.
Sonuç Olarak
Bugün yaşadığımız bu tablo, görmezden gelinecek basit bir kültürel değişim değil; geleceğimizi doğrudan tehdit eden sessiz ama derin bir toplumsal krizdir. Algılarla yönetilen, değerlerinden koparılmış bir toplum; ne güvenli olabilir ne de güçlü.
Bu nedenle çözüm, yalnızca cezalarda değil; değerlerin, ahlakın ve sorumluluk bilincinin yeniden inşasında yatmaktadır. Bu sorumluluk başta devletin, ardından medyanın, ailelerin ve toplumun tamamının ortak görevidir.
Fikri Ünver
Kalem, gücünü kelamdan alır.