SİYASET VE DURUŞ
Savunma sanayiini küçümseyen anlayışlar değil, gerektiğinde bedel ödeyip ülkesinin güvenliğini önceleyen irade devlet yönetebilir.
Aslında Özgür Özel’in çapının ne kadar olduğunu kendi tabanı da çok iyi biliyor. Devlet yönetmeyi bırakın, bugün CHP’nin içinde yaşanan dağınıklığı bile toparlayamadığını onlar da görüyor.
Neden mi?
Çünkü siyasette sadece bağırmak, kürsüden sert konuşmak, esip gürlemek liderlik değildir. Özgür Özel’in bugün öne çıkan en belirgin özelliği yüksek sesle konuşması ve meydanlarda sert üslup kullanmasıdır. Mitinglerde kullanılan argo söylemler, sürekli gerilim dili, öfke siyaseti ve sokak çağrıları bir liderlik göstergesi değil; aksine çaresizliğin dışa vurumudur.
Üstelik kürsüde esip gürlediği kişilerle karşı karşıya geldiğinde sergilenen tavırlar da ayrı bir çelişkidir. Meydanlarda sert söylemler kullanan bir siyasetçinin, yüz yüze gelince mahcup bir çocuk edasıyla davranması siyasetteki duruş eksikliğini gösterir. Çünkü siyaset aslında bir duruştur; öfke gösterisi değil, ciddiyet ve sorumluluk işidir.
Son yıllarda, özellikle CHP Genel Başkanı olduktan sonraki açıklamalarını dikkatle takip ediyorum. Ne zaman sıkışsa çözümü sokak çağrısında arıyor. Yerli markalara boykot çağrıları yapıyor. Oysa bir ana muhalefet liderinden beklenen; toplumu germek değil, sağduyu çağrısı yapmaktır.
Yolsuzluk iddialarıyla gündeme gelen belediye başkanları ortaya çıktığında bile çıkıp:
“Kim suç işlemişse hukuk önünde hesabını versin. Biz adaletin yanındayız.” diyebilseydi belki toplumun farklı kesimlerinden de saygı görebilirdi.
Ama tam tersine; hırsızlık ve yolsuzluk iddiaları ayyuka çıktığında, hukukun işlemesini beklemek yerine sokak çağrıları yapıldı. Hakimlere, savcılara parmak sallandı. “Hak, hukuk, adalet” söylemi dillerden düşmedi ama adalet kendi istedikleri kararları vermediğinde aynı adalet sistemi hedef alındı.
Devlet yönetmek ciddiyet ister.
Devlet yönetmek; kurumlara güven vermeyi, hukuk düzenini korumayı, devlet geleneğine sahip çıkmayı gerektirir. Sürekli kural dışı çıkışlar yapmak, toplumu sokak üzerinden yönlendirmeye çalışmak ve illegal çağrılarla gündem oluşturmak; yarın devlet yönetildiğinde otorite boşluğu ve yönetim zaafı doğurur.
Bir de savunma sanayii konusunda yapılan açıklamalar var ki, aslında meseleye ne kadar yüzeysel bakıldığını açıkça gösteriyor. Sinop’ta yapılan füze testleri için:
“Balıklar ürküyor, füze denemesi yapmayın.”
şeklindeki yaklaşım, Türkiye gibi zorlu bir coğrafyada devlet yönetmenin ne kadar ciddi bir mesele olduğunu anlayamamanın göstergesidir.
Bugün dünyanın her yeri ateş çemberiyken, ülkeler savunma sanayiinde yarışırken, Türkiye kendi savunma sistemlerini güçlendirmeye çalışırken; meseleye “balıklar ürküyor” seviyesinden bakmak, ülke güvenliği konusunda nasıl bir vizyon eksikliği olduğunu ortaya koymaktadır.
Çünkü güçlü devletler; sloganla değil, caydırıcılıkla ayakta kalır.
Savunma sanayiini küçümseyen anlayışlar değil, gerektiğinde bedel ödeyip ülkesinin güvenliğini önceleyen irade devlet yönetebilir.
Her sıkıştığında Atatürk’e sığınmak, kendi ifadesiyle “en kolay yolu” seçmektir. Oysa mesele Atatürk’ün adını kullanmak değil; devlet ciddiyetini, milli duruşu ve sorumluluk anlayışını taşıyabilmektir.
Daha sayılacak çok şey var…
Ama görünen o ki, devlet yönetmek sadece kürsüden bağırmakla olmuyor. Bunun için vizyon, duruş, akıl ve devlet tecrübesi gerekiyor. Ve açık söylemek gerekirse; Özgür Özel’in siyaseti bugün bu yükü taşıyabilecek bir görüntü vermiyor.
Fikri Ünver
“Kalem, gücünü kelamdan alır.”